Balkan Turu: İlk yurt dışı seyahatim

Ortak geçmişimiz olan Balkan ülkelerine geçirdiğim bir haftalık balkan turu tatilimin özetini ve fotoğraflarını paylaşıyorum.

2019’un sonu, Ekim’in 5’i için Etstur’dan çok güzel bi’ yıl sonu tatili için rezervasyon yaptık. Hem kısa dönemli askerliğimin dönüşünde güzel bi’ zaman geçirmek hem de yurt dışı gezilerim için bi’ adım atmak için çok güzel olacağını düşünmüştüm. -tüm çünkü gayet keyifli zamanlar geçirdim ancak bunun uzun süre boyunca son tatilimin olacağını düşünmemiştim 😅. Ardından Covid-19 salgını ile gelişen süreç malum ve uzun zamandır tatil yapamıyoruz. Birçoğumuz için bu süreç iş-ev arası monotonlaştı ama umuyorum bunları da atlatıp çok daha güzel günlere kavuşacağız. Neyse, biz geçmişin güzel günlerinden devam edelim. Epey öncesinden aldığım için epey uyguna gelmişti, özellikle yıl sonuna doğru olduğu için de fiyat düşmüştü. Planlama şu şekildeydi:

  1. Gün: İstanbul, Üsküp
  2. Gün: Üsküp, Ohrid (Makedonya)
  3. Gün: Ohrid, Struga, Ohrid (Makedonya)
  4. Gün: Ohrid (Makedona), Tiran, İskodra (Arnavutluk)
  5. Gün: Sv. Stefan, Budva, Kotor (Karadağ), Mostar (Bosna Hersek)
  6. Gün: Mostar, Saraybosna (Bosna Hersek)
  7. Gün: Saraybosna (Bosna Hersek), Belgrad (Sırbistan)
  8. Gün: Belgrad (Sırbistan), İstanbul

Genel güzergahımız böyleydi ve bu planlamanın ekstra gezileri ise aşağıdaki gibi planlamıştı:

  • Üsküp (Makedonya)
    • Rumeli – Balkan Gecesi (Ücretli)
  • Ohrid (Makedonya)
    • Makedon Gecesi (Ücretli)
    • St Naum & Resne-Manastır (Bitola) Turu (Ücretli)
  • Saraybosna (Bosna Hersek)
    • Umut Tüneli ve VreloBosna Turu (Ücretli)

Ekstra gezilerin sadece bi’ tanesine katıldım, nedeni ise hem saatlerin çok sıkışık olması hem de daha sonra tekrardan bu ülkelere geldiğimizde keyifimizce daha rahat bir zamanda gezme fikriydi. Çektiğim güzel anıların fotoğrafları ile günbegün anlatacağım birazdan deneyimlerimi. Bu arada bu güzel yolculukta bana eşlik eden Abbas Kılıç’a teşekkür ederim. Kendisi dayımdır ama her zaman iki dost gibiyiz, olmaya da devam edeceğiz. Seviliyorsun cancağızım.

Üsküp

1. Gün: Üsküp (Makedonya)

Yeni İstanbul Havalimanı’dan Üsküp’e Türk Hava Yolları ile yolculuğumuz başladı. Genel tur ücretini düşündüğümde konaklama, THY ile yolculuk ve diğer detayları işin içine katınca fiyat/performans açısından çok iyiydi. Muhtemelen kendimiz gitsek bu fiyatın yarısını belki sadece gidiş/dönüş için uçak biletlerine verebilirdik. Her neyse, fena olmayan bi’ uçak kahvaltısı ve rahat bir uçuşun ardından Üsküp’e geldik. Üsküp Büyük İskender Havalimanı’nından Üsküp merkeze yolculuk yarım saat civarı sürüyor. Üsküp’ün o tarihi dokusunun güzelliği içinde epey bi’ yürüdük. Her zaman böyle yapıları görünce kendi adıma en üzüldüğüm nokta bizim ülke olarak mimari eksiğimiz. Ne tarihi dokumuza sahip çıkabildik doğru düzgün ne yeni yapılan binalarda estetik standardı belirledik… Umarım gelecek zamanlarda bunlar düzelir. Çünkü sadece Üsküp değil birçok Avrupa ülkesinde bu tarihi doku şehrin ruhunu çok güzel bir şekilde yaşatıyor.

Makedonya Meydanı denilen bu alan Üsküp’ün kalbinin attığı bölge. Bir yanında Vardar Nehri akan meydan adeta tarihi doku ile harmanlanmış bir güzellik abidesi. Büyük paralar harcanarak yapılan bu heykeller yanlış hatırlamıyorsam büyük desteklerle yapılmış ve şehrin tarihi geçmişi için inşa edilmeye devam edecek. Yeni binaların yapımı ve bazı yerlerin restorasyon işlemleri de hala devam ediyor.

Makedonya Meydanı
Makedonya Meydanı

Tarihi çarşıya gitmeden ve yemek molası vermeden önce bu güzel meydanda epey bir vakit geçirdik. Ülkenin etnik gruplarının yansımasının aksine sanki bu coğrafyada yaşamış önceki uygarlıkların ve halkların hissiyatı verilmek isteniyor gibi de gelmedi değil. Yıllarca burada yaşamış Osmanlı’dan çok fazla iz göremedim açıkçası. Daha çok Avrupa’nın Orta Çağ hissiyatını bana verdi.

Heykel

Sadece binalar değil, özenle hazırlanmış heykeller ve peyzaj çalışmaları meydanın ve şehrin dokusunu çok güzel yansıtıyor. Bol bol fotoğraf çekip, şehri izleyebildiğim kadar izledim. Belki gördüğüm en güzel yer değildi ama gittiğim en güzel yerlerden biriydi burası.

Kuzey Makedonya Arkeoloji Müzesi
Kuzey Makedonya Arkeoloji Müzesi
Makedonya Meydanı
Makedonya tarihinin temsil eden heykeller şehrin her noktasında var.

Bu meydanı kesen Vardar Nehri üzerinde sıralanmış çok güzel kafeler, barlar ve restoranlar var. Özellikle akşamları şehrin kalbi burada atmaya devam ediyor. Özellikle diğer Avrupa ülkelerine oranla burada hayat epey ucuz. Bunu şöyle özetleyebilirim; bu yazıyı yazdığım sıralar 1 Türk Lirası eşittir 7,30 Makedonya Dinarı. Kur böyleydi ki benim gittiğimde 1 Türk Lirası, 9.5971 Makedonya Dinarı’na eşitti. Bu nedenle Türkiye’den gidecek için gayet ucuz bir şehir.

Şehri ikiye bölen Vardar Nehri üzerinde bir Osmanlı köprüsü olan Taşköprü geçiyor. Bu köprünün diğer adı ise Fatih Sultan Mehmet Köprüsü. Ortak tarihimizin buluştuğu noktalardan birisi de bu köprü. Bu köprü ile şehrin diğer bölümüne geçiyorsunuz. Burada yine yeni yapılar var ki yukarıda bahsettiğim Kuzey Makedonya Arkeoloji Müzesi burada bulunuyor. Tarihi Türk Çarşısı’na da buradan geçiyorsunuz. Bu çarşıda farklı kültürden restoranlar ve çeşitli hediyelik dükkanlar var. Biz de artık günün ortası gelmişken epey meşhur olan Destan’da köftemizi yedik. Gerçekten harika bir tadı var, ayrıca tüm çalışanlar Türkçe biliyor ve Müslüman olan insanların rahatça yemek yiyebileceği bir yer. Bu çarşı yine Osmanlı döneminden kalma ve şehrin en güzel renklerinden birisi.

Türk Çarşısı
Türk Çarşısı

Birçok ara sokağı, içinde kaybolduğunuz yolları ile inanılmaz güzel bir yer. Ayrıca burada Osmanlı döneminden kalan bir de kervansaray bulunuyor. Kurşunlu Han olarak bilinen bu kervansarayın tarihi 16. yüzyıla kadar dayanıyor ve dokusu ile insanı mest ediyor adeta. Şimdi hemen hemen popülerliğini kaybetse de gördüğüm kadarıyla turistlerin uğradığı bir yer. Yine buradaki çayevlerinde güzel bir Türk çayı içebilirsiniz. Alışveriş ve yemek sonrası ise şehrin güzelliğini yaşamaya devam etmek gerek tabii ki.

Buranın bir yukarısında Üsküp Kalesi bulunuyor. Bu kale Roma döneminden kalma ve MS 6. yüzyıl gibi bir tarihe dayandığı söyleniyor. İnanılmaz bir geçmişi var ve kale hala çok güzel. Buranın üzerinde yaşamış ve göçmüş milyonlarca insanı bana hissettiriyor.

Üsküp Kalesi
Üsküp Kalesi

Öğleden sonrasında ise otele geçmeden Üsküp’te bol bol gezmeye devam ettik. Özellikle akşamları meydan özel ışıklandırmalar ve sokak lambalarının renkleri ile bambaşka bir hal alıyor. Yaz akşamları insanlar burada kafelere, barlara giderken kimileri de sokaklarda ve nehir kenarında yürüyüş yapıyor. Bizde hem güzel bir akşam yemeği yiyip hem de güzel bir şeyler içip akşamın keyfini çıkardık.

Makedonya Meydanı
Makedonya Meydanı
Makedonya Mücadelesi Müzesi
Makedonya Mücadelesi Müzesi

Turun en negatif tarafınlarından birisi istediğimiz kadar zamanı istediğimiz yerlerde geçirememek oldu. Örneğin müzeleri ve bazı yerleri gezemedik. Tabii bunun çok da büyük bir önemi yok, gelecek yıllarda tekrardan Üsküp’e gitmeyi planlıyorum ve o zaman daha geniş bir zaman diliminde bunları görme fırsatım olacaktır.

Makedonya Mücadelesi Müzesi
Makedonya Mücadelesi Müzesi
Makedonya Meydanı
Gecenin güzelliğiyle buluşan Makedonya Meydanı
Kuzey Makedonya Arkeoloji Müzesi
Kuzey Makedonya Arkeoloji Müzesi
Makedonya Meydanı ve Büyük İskender Heykeli
Makedonya Meydanı ve Büyük İskender Heykeli
Makedonya Meydanı
Makedonya Meydanı
Sanat Köprüsü
Sanat Köprüsü

2. Gün: Bitola (Makedonya)

Sabah kahvaltı sonrası Makedonya’nın en büyük ikinci şehrine yolculuğumuz başladı. Bitola yine tarihi bir şehir dokusuna sahip ve turistlerin uğrak yerlerinden. Bu şehrin bizim için en önemli anlamlarından biri ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün buradaki Manastır Askerî İdadisi’nde eğitim alması. Bu bina müze olarak aktif durumda ve ben de burayı görme şansına eriştim. Çok güzel bi’ şekilde korunmuş ve dönemine ait bir çok eser burada sergileniyor. Şehrin içinde gezerken yemek yemek için birçok mekan şansınız var ve çoğu mekan gayet kaliteli. Akdeniz mutfağı burada fena olmayan bir şekilde sunuluyor. Öğle vakti yediğim pizza belki en iyi deneyimim değildi ama gayet iyiydi. Restoranın adı Korzo’ydu. Servisin yavaşlığını hala unutamıyorum bu arada :).

Şirok Sokak
Şirok Sokak

Buranın kalbi ise üstteki fotoğrafta göreceğiniz Şirok Sokak. Kafeler, barlar ve alışveriş yapabileceğiniz dükkanlar burada. Yine mimarisi ile gözalıcı bir güzelliğe sahip bir sokak burası. Araç trafiğine kapalı olduğu için insan trafiği özellikle çok fazla.

Şirok Sokak
Şirok Sokak

Üsküpte gördüğümüz heykelleri belki Üsküp’teki kadar göremesek de Bitola’da da birçok heykel mevcut. Ayrıca saat kulesi ve Osmanlı döneminden kalan bir çok tarihi eser burada mevcut.

II. Filip Heykeli
II. Filip Heykeli
Tarihi bina
Artık kullanılmayan tarihi bir bina

Uzun bir sokak yürüyüşünden sonra insan yoğunluğu azalıyor ve buranın en önemli noktalarından birine varıyoruz. Az önce belirttiğim Mustafa Kemal Atatürk’ün eğitim aldığı idadi bu sokağın sonunda. Burada Osmanlı ve daha öncesi dönemlere ait bir çok eserin sergilendiği ufak bir müze de oluşturulmuş. Hem duygusal açıdan hem görsel açıdan güzel anılara sahip bir mekan. Buradan bazı fotoğrafları paylaşmak çok mutluluk verici. Tabii tüm müzeyi burada göstermem mümkün değil ama birkaç güzel fotoğrafı size göstermek istiyorum.

İdadiyi de gezdikten sonra bir sonraki durağımız için yola çıkıyoruz. Buradan sonraki hedefimiz Makedonya’nın en güzel noktası Ohrid. Ancak Ohrid yolculuğu sırasında bizi enteresan bir tarihi konağa götürdüler.

Bu konak bir Osmanlı askeri Resneli Niyazi Bey’e ait. Niyazi Bey bir İttihat ve Terakkî Cemiyeti üyesi ve Osmanlı-Yunan savaşında önemli işler yapmış Osmanlı askeri, döneminin ünlü şahsiyetlerinden de birisi. Kendisi ile ilgili öykülere internetten de erişebilirsiniz. Enteresan bir yaşam öyküsü var, tıpkı konağı gibi. Bir gün Ahmed Niyazi Bey, Paris’te yaşayan bir arkadaşından kartpostal alır ve kartpostalın üzerinde çok şık bir konak vardır. Ahmed Niyazi Bey bu konağı çok beğenir ve benzer bir konak yaptırır kendisine ama ne yazık ki Arnavutluk’ta uğradığı bir saldırı sonucu hayata gözlerini yumar ve bu sarayı göremez. Düşündüğünüzde kendi dönemine göre gayet başarılı bir eser.

Resneli Niyazi Bey Sarayı, Resen, Kuzey Makedonya
Resneli Niyazi Bey Sarayı, Resen, Kuzey Makedonya

3. Gün: Ohrid (Makedonya)

Ya inanır mısınız bilmiyorum ama belki dünyanın en güzel 10 yerinden biridir. Öyledir diyemiyorum çünkü göremediğim çok yer var. Ancak inanılmaz güzel bir dokusu olan bir şehir Ohrid. Hatta Ohrid için “Cenetten bir köşe” diyenler varmış. Ohri Gölü’nün etrafına inşa edilmiş, tarihi geçmişi ile ülkenin en güzel noktalarından biri olan Ohrid’e akşam üstü vardık. UNESCO’nun kültür mirasları listesinde bulunan bu şehir, birçok kilise, tarihi mekan, hisar ve daha fazlasına sahip. Orta Çağ’dan bu yana kalan kiliseler ve şapeller mevcut.

Yakın tarihimize kadar Osmanlı Devleti’nin bir parçası olan Ohrid, Osmanlı’nın dağılmaya başlaması ve Balkanları kaybetmesiyle önce Yugoslavya’ya katılmış ardından bağımsızlığını ilan eden Kuzey Makedonya’nın bir şehri haline gelmiş durumda. Ancak nüfusun yarısı Müslüman ve birçok Türk mevcut. Gezdiğimiz, gördüğümüz, yemek yediğimiz birçok mekanda Türkçe konuşuluyor, Türkçe biliniyor. Bosna’dan sonra da burada da Türkler ve Osmanlı’nın çok sevildiğini gördüm. Her ne kadar biz Türkiye’den bu coğrafyayı ve tarihi bağımızı çok bilemesek de onlar bunun bilincinde. Gün gelir buraları ziyaret ederseniz bunlara dikkat edin, o kadar yakın bağımız var ki, çok sıcak…

Akşam üstü geldiğimiz Ohrid’de ilk önce biraz fotoğraf çekindik, gölün kenarında dinlendik. Ardından göl manzaralı mekanların birinde yemek yedik. Yemek kalitesi fena değildi. Zaten turizm şehrinde buna dikkat ediyorlar. Ayrıca göl manzaraları kafeler ve bistrolar mevcut. Bu kafelerde çay-kahve gibi içecekler haricinde çok güzel tatlı-kek çeşitleri de mevcut. Mutlaka deneyin derim ben!

Ohrid’de şehrin içine doğru yürüyüş yaptığımızda her ne kadar Orta Çağ’dan kalan Hristiyanlık eserlerine rastlasak da Osmanlı döneminden birçok eser var. Surlar, evler ve birçok mimari yapı bizim geçmişimizden kalma. Orta Çağ Avrupa mimarisi ile Osmanlı mimarisi iç içe farklı bir tema oluşturmuş. Görülmeye değer gerçekten.

Yerli bir rehberin bizi götürdüğü bir kilisenin Noel Baba’ya ait olduğu, döneminde burada hastaların iyileştirildiği, hristiyanlar tarafından kutsal olarak görüldüğü bir kiliseye götürüldük. Değişik bir havası olduğunu söyleyebilirim.

Turizm şehri olmasından mütevellit ki şehirde çok fazla şarap ve mücevherat dükkanı var. Makedonya’da şarap kültürü yaygın epeyce. Gelen turistler şarap denemeleri yapıp, farklı şaraplardan satın alıyorlar. Hediyelik eşya ve takı konusunda güzel satışlar yapan yerler de var.

Şehrin üst noktalarına çıkarken sağlı sollu kiliselerin dizilmesi çok enteresan geldi, aslında ufak şapeller de diyebiliriz. Biraz ilerledikten sonra burada tarihi bir arenaya rastladık. Rehberin söylediğine göre burası Hristiyanlık öncesi pagan Roma döneminde kullanılan, Hristiyanların katledildiği ve yüzlerce insanın kanının döküldüğü bir yermiş. Kazılar sonucu sonradan keşfedilmiş bir yer. Ne garip değil mi? Koyu bir Hristiyan olan Avrupa’nın zamanında Hristiyan olduğu için insanları arenalar da katletmesi ve ne garip ki şu an bize yakın coğrafyalarda mezheplerinden ötürü katledilen insanlar gibi. Umarım herkes bir gün aydınlanır… Burayı görmek çok üzmüştü beni. Ohrid’in iç bölgelerini gezip, hava kararmadan önce birer kahve içip otelimize döndük. Yarın güzel yerler bizi bekliyordu, dinlenmek gerekiyordu.

Son olarak Saint Naum Manastır’ına geldik. Burası Ohrid’in en eşsiz yerlerinden birisi. Dünyada bile eşi benzeri çok az yer vardır. Hristiyanlık dönemi eserleri ile doğanın harika bir birleşmesi adeta. Görsel bir şölen adeta bu yer. Günün yarısını buraya ayırmıştık.

4. Gün: Tiran, İskodra (Arnavutluk)

Sabah otelde hızlıca bir kahvaltıdan sonra yola çıktık. Bu arada belirteyim hemen hemen her otelin kahvaltısı güzeldi, ETS bu konuda misafirlerine iyi hizmet veriyordu, hep çalıştıkları ve güvendikleri yerlere getiriyorlar, teşekkür etmek lazım. Tabii burada bakış açısı olarak fiyat/performans olmalı. Yine de sonuç kısmında genel olarak yorumlayacağım.

Balkan turu
Balkan turu

Artık güzelim Ohrid’e veda vaktiydi. Otelden ayrıldıktan sonra, güzel bi’ kahve molası verdik. Nehir üzerine kurulmuş bu tatlı kafede biraz soluklandıktan sonra yolumuza devam ettik ve öğle sıralarında çok fazla kalmadığımız Tiran’a geldik. Tiran, Arnavutluk’un başkenti. Başkent olması hasebiyle birazcık o bürokrasi havası şehirde mevcut. Tarihteki çeşitli acı olayların izlerini taşıyor. Örneğin eski baskıcı liderinin anıtına karşı saldırı yapılmış ve epey hasar verilmiş. Hatta hasarlı hali hala duruyordu. Sanırım insanlar unutmak istemiyor bazı şeyleri.

Burada şehir içinde biraz yürüyüş yapıp, şehri gezdik ve ardından öğle yemeği için mekan baktık. Açıkçası çok içimize sinen bi’ yer bulamadık ama yine de ortalama bi’ mekanda öğle yemeğimizi yedik. Servis çok yavaştı, ayrıca lezzet de vasattı. Sanırım bu tur boyunca en kötü yemek deneyimim burada olmuştu. Yemeğin ardından İskodra’ya yolculuk için seyahatimiz devam etti.

Akşam üzeri İskodra’ya vardık. Epey yorgunduk ama günün geri kalanını kaybetmemek için valizlerimizi otele yerleştirdikten sonra hemen bi’ taksi çağırdık ve Rozafa Kalesi’ne doğru yola çıktık. Tabii gelirken nereye gidebiliriz diye öncesinde bi’ bakmıştık ve tarihi dokusundan ötürü burası bizi cezbetmişti. 🙂 Kapanmasına az bi’ süre kalmıştı ama sanırım en güzel saatinde kaleye ulaştık. O kadar güzel bir manzara vardı ki, kelimelerle anlatamam. Belki bir saat boyunca manzarayı izledik, hava biraz serindi. Kaleyi gezdik ve artık akşam karanlığı bastırınca kalenin kapanma saatinde buradan ayrıldık. Ardından şehir merkezine döndük, zaten otelimiz şehir merkezindeydi ve ortalama kalitede, iyiydi. Buranın sokakları çok şıktı, güzel planlama yapılmıştı. Biraz mağazalarda ve sokaklarda gezdikten sonra güzel bi’ akşam yemeği gibisi yoktu açıkçası.

5. Gün: Sv. Stefan, Budva, Kotor (Karadağ)

Sabah oteldeki kahvaltıdan sonra hemen yola çıktık. Karadağ sınırını geçtik ve çok güzel manzaralar ile yolculuğumuz devam etti. Budva’ya geldiğimizde bizi müthiş bir mimari ve güzel planlanmış bir şehirle karşılaştık. Şehri gezdiğimde hayranlığım katbekat arttı. Tarih ile modernliği o kadar güzel kurgulamışlar ki… Niye bizde mimari bu kadar güzel değil diye hep üzülmüşümdür zaten… Üstelik o kadar güzel bi’ tarihe sahip Anadolu’da yaşarken, neyse…

Bol bol fotoğraf çekip, kütüphaneleri, kiliseleri ve birçok tarihi mekanı görme şansımız oldu. Çok güzel fotoğraflar çektim ama tabii hepsini paylaşma şansım yok. Bu güzel şehirdeki tatlı vakitten sonra Kotor’a doğru yola devam ettik.

Ben Ohrid’ten sonra bu kadar güzel şehir göremeyiz demiştim ama en az o kadar güzel bir şehir olan Kotor’u görünce şaşkına döndüm. Bir liman şehri misali deniz kenarına kurulmuş, canlı ve harika bir şehir. İnsanın yaşayabileceği tarzda, güzel, çok güzel bir şehir burası. 1350 basamaklı ve 300 metre kadar uzanan bir yolculuğu göze alarak St John Kalesi’ne çıkmaya karar verdik. Havanın sıcaklığından ötürü de çok yorulduk ama zirveye çıktığımızdaki manzara her şeye değerdi elbette. 9. Yüzyıl eseri olan bu kalede harika anılar biriktirdik tabii.

Burada geçirdiğimiz güzel zamandan sonra aşağıya inip şehirde dolaştık. Yediğim en güzel dondurmalardan birini ve hamur işi ürünlerini burada yedim. Çok lezzetliydiler cidden. Akşam üstü Mostar’a yolcuğumuz başladı.

6. Gün: Saraybosna (Bosna Hersek), Belgrad (Sırbistan)

Bosna Hersek’in en güzel şehirlerinden birisi Mostar, Osmanlı dönemini de görmüş, geçmişi derin bir şehir. Şehrin tam ortasından Neretva Nehri geçiyor ve üstünden insanların atladığı ve çeşitli yarışmaların düzenlediği bir köprü var. Bu köprü şehrin en yoğun yerlerinden. Bolca Osmanlı dönemi yapısı görebileceğiniz şehirde hiç yabancılık çekmeyeceksiniz, Türkiye esintileri var. Zaten Bosna Hersek’in nüfusunun yarısı neredeyse Müslüman ve çok sayıda Türk burada yaşıyor. O nedenle hem yemek kültürü hem yaşantı bizden uzak değil. Çeşitli hediyelik eşyalar alıp, şehrin içinde kaybolduktan sonra dondurmalarımızı alıp Saraybosna’ya doğru yola çıktık.

Yolda rehberimizin tavsiyesi ile kuzu çevirme yapan bir restoranda mola verdik. Odun ateşinde yapılan bu kuzular lokum gibiydi gerçekten. Çok lezzetlilerdi, ayrıca o dönemki dolar kurundan ötürü de çok uygundu. Bosna Hersek’te fiyatlar Türk misafirler için genel olarak iyiydi.

Öğleden sonra geldiğimizde havanın gayet güzel olduğu Saraybosna bizi bekliyordu. Şehir yine Osmanlı dönemi ve öncesi dönem eserleri ile dolu. Osmanlı döneminden kalan, şehrin merkezindeki eski çarşıda bolca vakit geçirdik. Burada Türklerin işlettiği çaycılar, restoranlar ve börekçiler çokça mevcut. Yemediğimiz şey kalmadı, et yemekleri, çeşitli börekler, tatlılar ve daha fazlası. Burada çok fazla Osmanlı dönemi camisi de bulunuyor ve Osmanlı’nın Balkanları kaybetmeden önce son topraklarından birisi de buraydı, belki de son dayanak noktalarından. İnsanların hala Türkiye’ye ve geçmişine olan sevgisi ve saygısı ise muhteşem derecede güzel.

Ardından şehrin içinde gezintiye çıktık saatlerce, en sonunda ise kalbimizin her zaman sızlamasına neden olan bir noktaya gittik. Vahşice katledilen ve vatanları için direnen binlerce Bosnalı kardeşimizin anıtlarının olduğu Kovaçi Şehitlik Mezarlığı’na geldik. Aliya İzzetbegoviç’in de kabrine ev sahipliği yapan bu yer binlerce şehidin de yattığı yerdir. Onların kanları sayesinde Bosna’da hala milyonlarca Müslüman ve Türk yaşayabiliyor. Ruhları şâd olsun.

Akşam üstü ise Belgard’a yolculuğumuz başladı. Gece hayatının aktığı yerlerden birisi Belgrad. Sırbistan’ın merkezi olan Belgrad’ta güzel bi’ akşam yemeği yedik ve ardından bir şeyler içmek ve gecenin keyfini çıkarmak için bir pub aradık, sahil kenarında insanların zaman geçirdiği bir çok güzel mekan mevcuttu.

7. Gün: Belgrad (Sırbistan)

Belgard, gelişmiş, büyük bir şehir. Sırbistan’ın başkenti olması nedeniyle de en önemli noktalardan. İnsanların sürekli yaşamın içinde olduğu, özellikle akşamları eğlendiği bir nokta. Burada en çok dikkatimi çeken şeylerden biri de insanların fizikleri. Hem kadın hem erkekler genellikle iri yarı, uzun boylu ve aşırı bakımlılardı. Son günümüzde Sırbistan’da bir çok tarihi kale gezdik. Ayrıca şans eseri de olsa bir Hristiyan düğününe katıldık. Kilise gezimizde bir düğün merasimi vardı biz de buna denk geldik. Çok keyifliydi açıkçası.

Nikola Tesla’nın memleketi olan Sırbistan’da Tesla için bir müze yapılmış. Epey yoğun olan bu müzeye girebilmek için saatlerce bekledik ve sonunda buna ulaştık. Çok büyük olmayan bu müze de çeşitli elektrik şovları ve tarihle alakalı bazı gösterimler yapılıyor. Giderseniz uğrayabileceğiniz bir nokta. Artık akşam üstüne yaklaşıyordu saat ve yemek için molamızın ardından birkaç saat şehri keşfe çıktık. Son günümüzde bu şekilde içi dolu geçmişti.

Sonuç

İlk yurt dışı gezimi bu şekilde yapmak bana mantıklı gelmişti. Hem birçok şey hakkında fikir sahibi olacaktım hem de birçok yer gezebilecektim. Totalde ödediğimiz paraya oranla çok fazlasını almıştık. F/P olarak çok kaliteli bir geziydi. Tek kötü yanı tur olduğu için çok fazla acele ediyorsunuz ve istediğiniz yerde istediğiniz gibi vakit geçiremiyorsunuz. Bu nedenle mutlaka bu şehirlere tekrar gideceğim ve en güzellerine çok fazla zaman ayırıp daha fazla gezeceğim. Sevgiler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Bültenlerimize Kaydolun

Yeni içeriklerden ilk sizin haberiniz olsun. Spam göndermeyeceğiz, gezgin sözü!